BREAKING NEWS
Yaşam

728x90

header-ad

468x60

header-ad
Alışveriş Bilgileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alışveriş Bilgileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İnsanlardan yiyecek, giyecek istemek

Sual: Aç, susuz olan bir kimse, başkalarından yiyecek, içecek ve başka temel ihtiyaçlarını isteyebilir mi?

Cevap: Bir günlük yiyeceği bulunan kimsenin ve hiç yiyeceği yok ise de, sağlam, çalışacak, ticaret edecek halde olan kimsenin, yiyecek, içecek veya bunları almak için para istemesi, dilenmesi haramdır. Bunun varlığını bilerek, istediğini vermek de haramdır. İstemeden verilmesi ve verileni alması caizdir. Bu kimsenin yiyecek, içecekten başka ihtiyaçlarını mesela, elbise, ev eşyası, kira paraları istemesi caiz olur. Aç veya hasta olanın, oturacak evi olsa da, yiyecek istemesi caizdir. Bir günlük yiyeceği olan, olmasa da, çalışabilecek halde olan kimse, ilim öğrenmekle veya öğretmekle meşgul ise, yiyecek istemesi, yine caiz olur. Parasını harama sarf edene ve israf edene sadaka verilmez.

***

Sual: Bir fakire, onu dinen zengin edecek miktarda zekat vermek uygun olur mu?

Cevap: Fakirin, hiç olmazsa, bir günlük ihtiyacını karşılayacak kadar vermek müstehaptır. Borcu olmayan ve çoluk çocuğu bulunmayan fakire, nisap miktarı veya malını nisap miktarına tamamlayacak kadar zekat vermek mekruhtur. Çoluk çocuğu olan fakire, bunların her birine bölünce, nisap miktarı düşmeyecek kadar, çok zekat vermek caizdir. Zekatı, fakir olan kardeşe ve hala, amca, dayı ve teyze gibi yakın akrabaya vermek daha sevaptır. Yakınları muhtaç iken, başkalarına verirse, sevabı olmaz

***

Sual: Bir kimsenin, zekatını, bulunduğu yerdeki fakirlere vermeyip de, başka şehir veya yerdeki fakirlere göndermesinin, vermesinin dinen mahzuru olur mu?

Cevap: Zekatı başka şehre göndermek mekruh ise de, akrabaya vermek için veya kendi şehrinde fakir Müslüman bulamazsa, başka şehre göndermek caizdir. Zekatı, borcu olana vermek, fakire vermekten daha iyi olduğu Bezzâziyye fetvasında yazılıdır. Malını israf edene, haramda kullanana zekat vermenin layık olmadığı Dürr-i Yektâda yazılıdır.

***

Sual: Zengin olup alacaklarını alamayan ve sıkıntıya düşen bir kimse, zekat alabilir mi?

Cevap: Alacaklarını ve malını eline geçiremeyen, elindeki bononun ödeme zamanı gelmeyen zengin kimse, faizsiz ödünç veren kimse bulamazsa, ihtiyacı kadar, zekat alabilir. Malı eline geçtiği zaman, almış olduğu zekatı da, fakirlere dağıtmaz.

***

Sual: Ramazanın başlaması ve bayram, hilalin görülmesi ile olmadığı zamanlarda, Ramazan ayından sonra, başı ve sonu için iki gün oruç mu tutmak gerekir?

Cevap: Ramazan ayının ve bayramın, gökteki hilali görmekle değil de, takvimlerdeki hesaba göre başlatıldığı yerlerde, oruca ve bayrama hakiki zamanlarından bir gün önce veya bir gün sonra başlanılmış olabilir. Oruç tutulan birinci ve sonuncu günleri hakiki Ramazana rastlamış olsalar bile, Ramazan olup olmadıkları şüpheli olur. İbni Âbidînde deniyor ki:

"Ramazan olup olmadığı şüpheli olan günlerde, Ramazan orucu tutmak, tahrimen mekruhtur. Müslüman memleketinde olup da, ibadetleri bilmemek özür olmaz." Bunun için, Ramazanın takvimlere uyarak başlatıldığı yerlerde, bayramdan sonra, iki gün kaza orucu tutmak lazımdır. Bazı kimseler; "Ramazandan sonra, iki gün kaza orucu tutmak da nerden çıktı? Hiçbir kitapta böyle bir şey yoktur" diyorlar. Kitaplarda yazılı değildir sözü yanlıştır. Çünkü her asırda, her yerde, Ramazan ayı, hilali görmekle başlardı. İki gün kaza orucuna lüzum yoktu. Şimdi, Ramazan ayı, hilalin doğma zamanını hesap etmekle başlatılıyor. Ramazanın başlaması, İslâmiyetin bildirdiği hükme uygun olmuyor. Bu hatayı düzeltmek için, bayramdan sonra iki gün kaza orucu lazım olduğu, Tahtâvînin Merâkıl-felâh haşiyesinde yazılıdır. Mecmû'a-i Zühdiyyede deniyor ki:

"Şevvâl, bayram hilalini gören bir kimse, iftar edemez. Çünkü bulutlu havada, Şevvâl hilalini, iki erkeğin veya bir erkekle iki kadının gördüm demeleri lazımdır. Açık havada, Ramazan ve Şevvâl hilallerini çok kimsenin gördüm demeleri lazımdır." Kâdîhânda deniyor ki:

"Hilal, şafaktan sonra batarsa, ikinci gecenin, şafaktan evvel batarsa, birinci gecenin hilalidir."

***

Sual: Bilerek orucunu bozan bir kimse, bu bir oruç yerine, kefaret olarak niçin altmış gün oruç tutuyor, bu haksızlık olmuyor mu?

Cevap: Kefaret cezası, mübarek Ramazan ayının hürmet, namus perdesini yırtmanın karşılığıdır. İmâm-ı a'zam hazretlerine göre, dört mezhepte de sahih olan Ramazan orucunu bile bile bozmanın cezasıdır. Şafii mezhebinde, fecirden önce niyet şart olduğundan, fecirden önce niyet etmeyen veya zorla, özürle bozan Hanefiler de, îmâm-ı a'zama göre kefaret yapmaz.

Kâbe, cami resmi bulunan seccadeler

Sual: Namaz kılmak için yere serilen seccadeler üzerine Allah lafzını yazmanın, Kâbe, cami resmi basmanın dinen mahzuru yok mudur?

Cevap: Âyet-i kerimeleri ve Allahü teâlânın isimlerini, yerde serili şeyler ve seccadeler üzerine yazmanın tahrimen mekruh olduğu Halebîde yazılıdır. Kâbe-i muazzamanın ve camilerin resimlerini yere sermenin hükmü de böyledir. Âyet-i kerimeleri ve Allahü teâlânın isimlerini, paralar üzerine yazmanın mekruh olduğu İmdâdın Tahtâvî hâşiyesinde yazılıdır. Büyük âlim, Seyyid Abdülhakîm Efendi hazretleri buyuruyor ki:

"Eshab-ı kiram ve Tâbiin zamanlarında, paralar üzerine mübarek kelimeler yazılmadı. Çünkü, para, alışveriş vasıtası olduğundan, muhterem değildir, hakirdir. Üzerlerine resim koymak caiz olur. Ehl-i sünnet olmayan hükümetler, mesela Fâtımîler, Resûlîler gibi, mutezile mezhebinde olup, Müslüman ismini taşıyan, fakat İslâmiyete uymayan hükümdarlar, para üzerine âyet-i kerime ve hadîs-i şerif yazmışlardır. Milleti kandırmak, Müslüman görünmek için yaptıkları hilelerden biri de bu idi. Din âlimleri, muhterem kelimeleri, paralara değil, mezar taşlarına bile yazmaya izin vermemiştir."

Böyle üzerinde âyet-i kerime yazılı paraları abdestsiz tutmanın mekruh olduğu, Fetâvâ-yi Hindiyyede yazılıdır.

***

Sual: İnsanların hoşuna gitsin ve böylece çok kişi ibadet etsin diye ibadetlerde değişiklik yapmak uygun olur mu?

Cevap: İbadetleri, insanların hoşuna gidecek şekilde değiştirmek caiz olmaz, olamaz. İnsanların beğendiği ibadeti, Allahü teâlâ da beğenir zannetmek, pek yanlıştır. Böyle olsaydı, Peygamberlerin gönderilmesine lüzum olmazdı. Herkes, hoşuna gittiği gibi ibadet eder, Allahü teâlâ da, onu beğenirdi. Halbuki, ibadetlerin kabul olması için insanların hoşuna gitmesi, dinleyicilerin çok olması değil, insanların aklı ermese, faydalarını anlamasalar bile, İslâmiyete uygun olması lazımdır.

***

Sual: Başkalarını kötüleyen, ahlaksızlık anlatan şiirleri okumak mahzurlu mudur?

Cevap: Bu konuda Hadîkada deniyor ki:

"Tâtârhâniyye fetva kitabında; başkalarını hicveden, kötüleyen ve fuhuş, içki anlatan, şehveti harekete getiren şiirleri teganni yani ses dalgaları ile okumak, her dinde haramdır. Harama sebep olan şeyler de haram olur demektedir."

***

Sual: Salih amel işleyen müminlerin Cennete girecekleri bildiriliyor. Bu salih ameller nelerdir? İbadetleri yapmakla Allahü teâlâya şükretmiş olur muyuz?

Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının birinci cildi 304. mektubunda buyuruyor ki: Allahü teâlâ, birçok âyet-i kerimede, a'mâl-i sâliha işleyen müminlerin, Cennete gireceklerini bildiriyor. Bu (Amel-i sâlih)lerin yani yarar işlerin neler olduğunu, çok zamandan beri araştırıyordum. İyi işlerin hepsi mi, yoksa birkaçı mı diyordum. Eğer, iyi şeylerin hepsi olsa, bunları kimse yapamaz. Birkaçı ise, acaba hangi iyi işler isteniliyor? Nihâyet, Allahü teâlâ, lütfederek şöyle bildirdi ki, (A'mâl-i sâliha), İslâmın beş rüknü, direğidir. İslâmın bu beş temelini, bir kimse hakkı ile, kusursuz yaparsa, Cehennemden kurtulması kuvvetle umulur. Çünkü bunlar, aslında salih işler olup, insanı günahlardan ve çirkin şeyleri yapmaktan korur. Nitekim, Ankebût sûresi, kırkbeşinci âyetinde mealen, (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı pis, çirkin işleri işlemekten korur) buyuruldu. Bir insana, İslâmın beş şartını yerine getirmek nasip olursa, nimetlerin şükrünü yapmış olur. Şükrü yapınca, Cehennem azabından kurtulmuş olur. Çünkü, Nisâ sûresi, yüzkırkaltıncı âyetinde mealen, (İman eder ve şükür ederseniz, azab yapmam) buyuruldu. O hâlde, İslâmın beş şartını yerine getirmeğe can ve gönülden çalışmalıdır.

Bu beş arasında bedenle yapılacakların en mühimi, namazdır ki, dinin direğidir. Namazın edeblerinden bir edebi kaçırmayarak kılmağa gayret etmelidir. Namaz tamam kılınabildi ise, İslâmın esas ve büyük temeli kurulmuş olur. Cehennemden kurtaran sağlam ip yakalanmış olur. Allahü teâlâ, hepimize "rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma'în" doğru dürüst namaz kılmak nasip eylesin!

Namaza dururken, (Allahü ekber) demek, (Allahü teâlânın, hiçbir mahlûkun ibadetine muhtaç olmadığını, her bakımdan hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını, insanların namazlarının, Ona faydası olmayacağını) bildirmektedir. Namaz içindeki tekbirler ise, (Allahü teâlâya karşı yakışır bir ibadet yapmağa liyakat ve gücümüz olmadığını) gösterir. Rükü'deki tesbihlerde de, bu mana bulunduğu için, rükü'den sonra, tekbir emir olunmadı. Hâlbuki, secde tesbihlerinden sonra emir olundu. Çünkü, secde tevâdu ve aşağılığın en ziyadesi ve zillet ve küçüklüğün son derecesi olduğundan, bunu yapınca, hakkı ile, tam ibadet etmiş sanılır. Bu düşünceden korunmak için secdelerde yatıp kalkarken, tekbir söylemek sünnet olduğu gibi, secde tesbihlerinde a'lâ demek emir olundu. Namaz, müminin miracı olduğu için, namazın sonunda, Peygamber efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" mirac gecesinde söylemekle şereflendiği kelimeleri yani, ettehıyyâtü...yü okumak emir olundu. O hâlde, namaz kılan bir kimse, namazı kendine mirac yapmalı. Allahü teâlâya yakınlığının nihâyetini namazda aramalıdır. (Mektûbât Tercemesi s. 487)

***

Sual: Teyemmüm nelerle yapılır? Yanıp kül olan veya sıcakta eriyebilen şeylerle teyemmüm yapılır mı?

Cevap: Toprak cinsinden olan her temiz şey ile, üzerinde bunların tozu olmasa bile, teyemmüm edilir. Yanıp kül olan veya sıcakta eriyebilen şeyler, toprak cinsinden değildir. O hâlde, ağaç, ot, tahta, demir, pirinç, yağlı boya sıvalı duvar, bakır, altın, cam ile teyemmüm edilemez. Kum ile olur. İnci, mercan ile olmaz. Kireç ve alçı ile, yıkanmış mermer, çimento, sırsız fayans, sırsız porselen çanak çömlekle, çamur ile olur. Yalnız çamur varsa, suyu yarıdan az ise, bununla teyemmüm edilir. Suyu çoksa, bir bez çamura sokulup, çıkarılıp rüzgârda kurutup, bu tozlu bezle teyemmüm edilir. Çamurlu su ile teyemmüm olmaz. Bununla abdest almak lâzımdır. Kireçle badana edilmiş duvardan teyemmüm edilir. Buğday, kumaş, elbise, yastık gibi, teyemmüm câiz olmayan eşya üzerine el koyunca, el, teyemmüm câiz olan şeylerin tozu ile veya kül ile tozlanırsa veya silkildikleri zaman havaya böyle toz, kül çıkarsa, bunlarla teyemmüm edilebilir. Ev eşyası üzerinde bulunan organik tozlar böyle değildir. Bir topraktan birkaç kimse teyemmüm edebilir. Çünkü, teyemmüm edilen toprak ve benzerleri, müstamel olmaz. Teyemmümden sonra, elden, yüzden dökülen toz müstameldir. (Tam İlmihal s. 150)

İcra malını almak

Sual: Haczedilmiş malları satın almakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Meşru haciz ise caizdir. Yani bir kimse, borcunu kasten ödemese ve bu yüzden mallarına haciz konsa, o zaman bu malları satın almanın mahzuru olmaz.

Bir de, bir kimse borcunu ödediği hâlde, senedini almamıştır veya başka şekilde iftiraya uğramıştır. Bilinirse böyle haciz malı da alınmamalı. Gümrüktekiler arasında da, buna benzer mallar olabilir. (Ağlayanın malı gülene yâr olmaz) atasözü böyle gayrimeşru işler için söylenmiştir. Fakat gayrimeşru olduğu kesin bilinmedikçe, haciz mallarını almak caizdir.

İcraya vermek
Sual: Parası varken, kasten borcunu ödemeyeni icraya verip, mallarını haczetmek caiz midir? Bir de haczederken avukatlık ücreti dâhil başka zaruri masraflar oluyor. Bunları da borçludan icra yoluyla almak caiz midir? Alacak gecikince, kanuni faizini de veriyorlar. Bunları da almak caiz midir?
CEVAP
Kasten borcunu vermeyeni icraya vermek, malını haczetmek, avukatlık ücreti ve diğer mecburi masrafları almak caizdir. Gecikme faizini almak caiz olmaz. Fakat borç verildiği zaman, o parayla hangi ayardan ne kadar altın alınıyorsa, o kadar altın veya o altının değeri kadar para istemek caizdir.

Sütkardeşin kızı
Sual: Ben doğmadan önce annem, halamı emzirmiş. Halamın kızıyla evlenebilir miyim?
CEVAP
Emzirince, halanız, annenizin kızı, yani sizin kız kardeşiniz oluyor. Onun kızı da sizin kardeşinizin kızı oluyor. Kardeş kızı ile evlenilmez. Bunun kızının kızıyla da evlenilmez.

Altın ve gümüş kap kullanmak


Sual: Altından veya gümüşten imal edilmiş tas ve tabakların kullanılmasında bir mahzur var mıdır?

Cevap: Kadın ve erkeğin altın ve gümüş kap ile yemesi, içmesi, her türlü kullanması tahrimen mekruhtur. Altın ve gümüş kaşık, saat, kalem, abdest ibriği, bıçak, sandalye ve benzeri şeyleri kullanmaları da böyledir. Bunları kendi bedeni için kullanmayıp, başka yerde kullanmaları caiz olur. Mesela yağı, balı gümüş bıçakla ekmeğe sürmek ve bu ekmeği eli ile yemek caizdir. Altın kaptaki ilacı başına dökmek haramdır. Fakat, buradan eline döküp, elindekini başına sürmek caizdir. Fakat, suyu ve ilacı kullanmak için, önceden bu kaplara koymak caiz değildir. Gümüş tastan çorbayı tahta kaşıkla alıp yemek caiz olmaz. Çünkü tas, zaten kaşıkla kullanılır. Gümüş tüpteki merhemi ele sıkıp, el ile başa sürmek de böyledir. İbrikteki suyu ele döküp, yüzü yıkamak da böyledir. Mevlitlerde, gümüş kaptan avuca gül suyu serpip, avucu yüze, elbiseye sürmek de, böyle caiz değildir.

***

Sual: Kasaplardan satın alınan etlerin yenmesinde, şüphe etmek ve bunlarını mahiyetini araştırmak gerekir mi?

Cevap: Müslüman kasaptan satın alınan bir etin, nasıl kesildiği bilinmiyorsa, helal olmak ihtimali varsa, yani kesenler Müslüman ve mürtet karışık ise, yemek caiz olur. Haram olduğu, görerek veya adil bir Müslümanın haber vermesi ile anlaşılarak bilinirse, yememelidir. Fakat, sorup araştırmak lazım değildir. Müslümandan satın alınan şüpheli eti yemeli, vesvese etmemelidir.

***

Sual: Necis, pis şeyleri yiyen hayvanların etini yemenin ve sütünü içmenin mahzuru var mıdır?

Cevap: Tezek ve başka necis şeyleri yiyen hayvanın eti kokarsa, yanına yaklaşınca pis koku gelirse, eti, sütü ve teri necis olup, yemesi mekruhtur. Temiz şey ile beslenip, pis kokusu kalmazsa caiz olur. Bunun için, tavuk üç gün, koyun dört, deve ve sığır on gün hapsolunur denildi. At eti ve sütü temizdir, helaldir. Nesli azalmaması için, mekruh denildi. Yabani eşek eti ve sütü helaldir.

***

Sual: Altından ve gümüşten yapılmış olan her türlü süs eşyasını, kadınların kullanmasında bir mahzur var mıdır?

Cevap: Altın ile gümüşü süs olarak takmak yalnız kadınlara helaldir. Fakat, bunları mesela, parmağındaki yüzüğünü mahrem olmayan erkeklere göstermeleri haramdır.

***

Sual: Tasavvuf kitaplarında, icazet aldı, halifesi oldu gibi tabirler geçiyor, ne demektir bunlar?

Cevap: İcazet ve Hilâfet, taliplerin kalplerine ihlas yerleştirmesi için, olgun birisine izin vermek demektir. Kendisine izin verilen zata Halife veya Vesile denir. Kendisine izin verilecek zatın batınının yani kalbi ve diğer dört latifesinin nispete ve hallere kavuşmuş olması, kötü huylardan temizlenmiş, iyi huylarla süslenmiş olması ve sabır, tevekkül, kanaat, rıza, teslim sahibi olması, dünyaya düşkün olmaması lazımdır. Bu yüksek mertebe, ancak Selef-i sâlihîne uymakla ele geçebilir. Eshâb-ı kiram ile Tabiin-i ızama Selef-i sâlihîn denir. Üçüncü ve dördüncü asırlarda gelen İslâm alimlerine, Halef-i sâdıkîn denir. Bu haller ve keyfiyetler kalpte hasıl olmadan, vaaz etmesi için izin vermek haramdır. Tasavvuf büyüklerinin yolunu bozmak olur. Birisini mağrur yapmak, kendini beğenmesine sebep olmak, bir talibi acemi ellere düşürerek mahrum etmek, akla da, İslâmiyete de uygun değildir. Zamanımızda hakiki tarikat, mürşid, mürid, şeyh yok gibidir. Vardır diyenlere, şeyh olduğunu söyleyenlere inanmamalıdır. Sahte şeyhlerin, cahil tarikatçıların tuzaklarına düşmemek için uyanık olmalıdır.

***

Sual: Yemeyi, içmeyi terketmek, dinen uygun mudur?

Cevap: Yemeyip, içmeyip, açlıktan, susuzluktan ölen, günaha girer. Halbuki, ilaç almayıp ölen, günaha girmez. Namazı ayakta kılacak ve oruç tutacak kadar gıda almak farzdır. Doyuncaya kadar yiyip içmek mubahtır. Doyduktan sonra yemek, içmek haramdır. Yalnız sahurda ve misafiri utandırmamak için haram olmaz. Çeşitli meyve, tatlı yemek, içmek caiz ise de, vaz geçmek iyidir. Sofrada, lüzumundan fazla, çeşitli yemekler bulundurmak israftır. İbadete kuvvetlenmek ve misafir için bulundurmak, israf olmaz. Lüzumundan fazla ekmek bulundurmak da böyledir.

***

Sual: İlaç diye satılan tiryak nedir, neden yapılmıştır, kullanmak caiz midir?

Cevap: Tiryak, afyon demektir. Afyona alışmış olanlara tiryaki denir. Eski Yunan hekimlerinin, zehirlenmelere karşı yaptıkları bir ilaca da denir. İçinde afyon, yılan eti ve ispirto vardır. Tiryak denilen ilaçta, yılan eti, ispirto varsa, içmesi haram, satması caizdir. Bunların bulunduğu bilinmiyorsa, içmek de caiz olur.

İhtiyaç için faizle para almak


Sual: Bazı kimseler ihtiyacım var diyerek faizle para alıyorlar ve bu caizdir diyorlar. Gerçekten ihtiyaç için faizle para almak dinimizce uygun mudur?

Cevap: Bu konuda İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Mektûbât kitabında buyuruyor ki:

"Daha fazlasını ödemesi şartı ile ödünç vermek faizdir. Böyle olan sözleşme haramdır. Haram anlaşma ile ele geçen malın hepsi haram olur. Mesela, oniki kile ödemesi şartı ile, on kile buğday ödünç verilse, alınan oniki kilenin hepsi haram olur. Faiz ile ödünç vermenin ve almanın haram olduğu, Kur'ân-ı kerimde açıkça bildirilmiştir. İhtiyacı olanın da, olmayanın da, faizle ödünç alması haramdır. İhtiyacı olana faiz haram olmaz demek, Kur'ân-ı kerimin emrini değiştirmek olur. Kınye kitabı, Kur'ân-ı kerimin emrini değiştiremez. Kınyenin bu yazısını doğru kabul etsek bile, buradaki ihtiyaç kelimesine, zaruret ve ölüm tehlikesi manasını vermek lazımdır. Böylece, Mâide suresinin; (Ölüme sebep olan sıkışık hale düşen) mealindeki dördüncü âyetinin izninden istifade edilmiş olur. Faiz ile ödünç almak için her ihtiyaç özür olsaydı, faizin haram edilmesine sebep kalmazdı. Allahü teâlânın bu yasak emri, yersiz, lüzumsuz olurdu.

Her ihtiyacı olanın faiz ile para alması caiz diye bir an düşünsek, ihtiyaç da, bir nevi zarurettir. Zaruretin dereceleri vardır. Ziyafet vermek için, faiz ile para almak ihtiyaç değildir. Meyyitin bıraktığı malda meyyitin ihtiyacı, kefen ve cenaze masrafı olduğu, kitaplarda bildiriliyor. Onun ruhu için ziyafet vermeye ihtiyaç denilmemiştir. Meyyit, sadakanın sevabına, herkesten çok muhtaç olduğu halde, onun ruhu için yemek, helva dağıtılmasını İslâmiyet emir etmemiştir. O halde, bunları yapmak, faizle para almak için ihtiyaç, özür olur mu? Ölünün ihtiyacı kabul edilse bile, faizle alınan para ile pişen yemekleri yemek helal olur mu? Çoluk çocuğun çok olması, özür, ihtiyaç sanılarak, faizle para almak caiz ve helal olur demek, bir Müslümana yakışmaz. Böyle belaya yakalanmış olanlara, doğru yolu göstermek lazımdır. İhtiyaçları helalden temin edecek yol çoktur. Bu yolları aramak lazımdır. Arayıp bulamazsa, ancak nafaka ihtiyacı, yani gıda, elbise ve mesken ihtiyacı, zaruret halini alır. Bu da, ancak mesken için vaki olmaktadır."

***

Sual: Zekât olarak başka cins mal verilebilir mi? Hayvan zekâtı olarak orta halli olanı verilmez ise ne yapmak gerekir?

Cevap: (Bedâyı'us-sanâyı')da diyor ki, (Zekât olarak verilecek mal, zekâtı lâzım olan malın cinsinden veya başka cinsten zekât malı olmalıdır. [Altın yerine, fakire elbise, ayakkabı, buğday, yağ gibi şeyler vermek câiz değildir.] Zekât malı, ayn veya deyn olur. Ayn olan zekât malı, vezin ile veya hacim ile ölçülür veya ölçülmez. Ölçülmez ise, ya sâime hayvan olur. Yahut, ticaret urûzu olur. Sâime ise, nass ile bildirilen hayvanın kendi verilince, orta hallisi verilir. Aşağı hâlde olanı verilirse, orta halliden farkı kadar altın veya gümüş de verilir. Hayvanın kıymeti verilince, yine orta hallinin kıymeti verilir. Aşağı hâlde olanın kıymeti verilirse, altın veya gümüş ile tamamlanır. İki orta koyun yerine kıymetleri toplamında bir semiz vermek câiz olur. Çünkü, fâiz malı olmayanlarda, kıymete itibar olunur.

Ticaret urûzundan nass ile bildirilenin kırkta biri verilir. Kendi cinsinden olan başka mal verilirse, iyi yerine orta veya aşağı mal verilince, aradaki farkı tamamlamak lâzım olur. Çünkü urûz, ağırlıkla veya hacim ile ölçülmeyen eşya demektir. Bunlarda miktar farkı fâiz olmaz. Meselâ, bir iyi elbise yerine, iki adi elbise vermek câiz olur. Kendi cinsinden olmayana başka mal verilirse, farz olan miktardan az verirse, aradaki farkı tamamlaması lâzım olur. Zekât malı, vezin veya hacim ile ölçülür ise, malın kendinin kırkta biri verilir. Kendi cinsinden olmayan başka zekât malı verirse, kendi kıymeti kadar vermesi lâzım olur. Kendi cinsinden başka mal verirse, Şeyhayne göre "rahime-hümallahü teâlâ", kıymeti kadar değil, miktarı kadar verilir. Meselâ, ikiyüz kilo ticaret malı iyi cins buğdayın kıymeti ikiyüz dirhem gümüş olsa, bunun zekâtı olarak beş kilo adi buğday vermek câiz olur. Bunun gibi, ikiyüz dirhem ceyyid gümüşün zekâtı olan beş dirhem ceyyid gümüş yerine, beş dirhem züyûf verilebilir. Nezir vermek de böyledir.

Altın ile gümüş mutlak (Semen)dirler. Semen olarak yaratılmışlardır. İnsanın herhangi bir ihtiyacını gidermek için kendileri kullanılmaz. İhtiyaç eşyasını satın almak için vasıtadırlar. Başka eşya ise, hem semen olarak, hem de kendileri kullanılmak için yaratılmışlardır.) (İslâm Ahlâkı s. 295)

Ölçüde, tartıda, hile etmemeli

Sual: Alışveriş yaparken, ölçüde, tartıda hile yapmayı, insanları aldatmayı dinimiz yasak etmemiş midir?
Cevap: Bu konuda Kimyâ-i se'âdet'te deniyor ki:
"Ölçüde hile etmemeli, doğru tartmalıdır. Kur'ân-ı kerimde, Mutaffifîn suresi, birinci âyetinde mealen; (Verirken noksan, alırken fazla ölçenlere acı azaplar yapacağım) buyuruldu. Büyüklerimiz, her aldıklarını biraz noksan, verdiklerini de, biraz fazla ölçerdi. Bu az fark, Cehennem ile aramızda perdedir derlerdi. Bunu tam doğru ölçememek korkusundan yaparlardı.

Yedi kat yer ve yedi kat gökler genişliğinde olan Cenneti, birkaç kuruşa satanlar ve birkaç arpa tanesi için, Cehennem azabı ile müjdelenenler ne kadar ahmaktır, buyururlardı. Resûlullah efendimiz her ne satın alsaydı, parasını biraz fazla verirdi.

Fudayl bin îyâd hazretleri, oğlunu, bir şey satın alıp, vereceği altının kirlerini temizlerken görünce; "Ey oğlum! Bu yaptığın iş, sana iki nafile hacdan ve iki umreden daha faydalıdır" buyurdu. Büyüklerimiz buyuruyor ki: Fasıkların en kötüsü, alırken çok, satarken az ölçenlerdir. 

Manifaturacılardan, kumaşı alırken gevşek, satarken gergin tutup ölçenler de böyledir. Kemiğini, âdetten fazla koyan kasaplar da böyledir. Hububat içine toz toprak karıştırıp satan köylüler de böyledir. Malın iyisi ile kötüsünü karıştırıp, hepsini iyi diye satan pazarcılar da böyledir. Bunların hepsini yapmak haramdır.

Velhasıl, alışverişte herkese karşı doğru hareket etmek vaciptir. Hatta, kendine söylenmesini istemediği sözü başkalarına söylememelidir. Böyle haramlardan kurtulmak için de, kendini, din kardeşinden üstün görmemek lazımdır. Bunu da, herkesin yapması güçtür. Bunun için Allahü teâlâ, (Hepiniz Cehennemden geçeceksiniz!) buyuruyor. Amma, herkes Allahü teâlâdan korkusuna göre, oradan çabuk veya geç kurtulacaktır."

***
Sual: Anadolu'da, bazı eşyalar ariyet olarak alınmaktadır. Ariyetle ödünç aynı şeyler midir, farkları var mıdır?
Cevap: Ödünç vermek, ariyet vermek demektir. Ancak ariyet, bir malı, kullanmak için vermektir. Daha sonra malın kendisi geri alınır. Ödünç verilen mal ise, geri alınırken, misli, satılmış olup, semen, bedel alınmış olur. Mecellede deniyor ki: "Ariyet, ücretsiz olarak kullanmak için verilen mala denir."

***
Sual: Müslümanlar cennette aynı lezzeti mi alacaklardır?
Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının ikinci cild 50. mektupta buyuruyor ki: Cennetin yalnız suretine ve yalnız hakikatine kavuşanlar, aynı nimetlerden meselâ aynı meyvesinden yedikleri hâlde, başka başka lezzet duyacaklardır. Resûlullahın zevceleri, Müminlerin anneleri olup, Cennette Resûlullahın yanında bulunacaklar, aynı meyveyi yiyecekler ise de, başka başka tat alacaklardır. Duydukları lezzet, hep aynı olsa idi, Müminlerin annelerinin, bütün insanlardan daha üstün olmaları lâzım gelirdi "aleyhinnessalâtü vesselâm ve rıdvânullahi teâlâ aleyhinne". Bunun gibi, her daha üstün olan kimsenin zevcesinin de, başkalarından daha üstün olması lâzım gelirdi. Çünkü zevceler, Cennette, zevclerinin yanında bulunacaklardır. İslâmiyetin suretine uyanlar, ahirette azabdan kurtulacak, sonsuz saadete kavuşacaklardır. Evliyalık da, iki türlüdür: (Vilâyet-i âmme) ve (Vilâyet-i hâssa), yani, seçilmiş olanların vilâyeti. İslâmiyetin yalnız suretine uyanlar, vilâyet-i âmmeye kavuşmuş olurlar. Meâl-i şerîfi (Allahü teâlâ, iman edenlerin velisidir) olan âyet meşhurdur. (Tam İlmihal s. 948)

Gayr-i müslimlerin kestiğini yemek

Sual: Bir Müslüman, gayr-i müslimin kestiği hayvanın etini satın alıp yiyebilir mi?
Cevap: Bu konuda Hindiyyede, Zebâih bahsinde deniyor ki:
"Müslümanın veya Ehl-i kitap olan kâfirin, Allahü teâlânın ismini veya bir sıfatını, herhangi bir lisan ile söyleyerek, kestiği yenilir. Müşrikin ve mürtedin kestiği yenilmez. Keserken, İsa veya üç tanrıdan biri derse, yenilmez. Böyle inanır, fakat söylemezse, yenir. Kesmek için söylemelidir. Dua, şükür için söylerse veya Allahtan başkasını, tazim etmeyi niyet ederse, Allah ve Muhammed için derse, yenmez."

Bir Peygambere ve bunun, sonradan bozulmuş olan mukaddes kitabına inanan bir kâfir, bu Peygamber tanrıdır veya oğludur dese ve putlara yalvarırsa da, buna Ehl-i kitâb denir. Çünkü, ilah, rab, tanrı, baba gibi isimler, yardım eden, yaratılmaya sebep olan, çok sevilen manasına da kullanılır. Bu isimleri, İsa aleyhisselama, bu manalar ile söyleyen, müşrik olmaz. Ona, üç tanrıdan biri veya tanrı denilmesi, hakiki bir söz değil, mecaz olur. Onda Ülûhiyyet sıfatı bulunduğuna inanırsa, mesela her istediğini yaratır derse, Müşrik olur. Şimdi, Mûsevî, Îsevî, Nasrânî, Hıristiyanların bir kısmı, Ehl-i kitaptır. Putlara, heykellere, İsa aleyhisselamı sevdikleri için, istediklerinin yaratılmasına sebep olmaları için yalvarıyorlar. İsa aleyhisselama ilah diyen nasrânînin kestiklerini yemek caiz ise de, zaruret olmadıkça, buna kestirmemeli ve kestiğini yememelidir. Kitapsız kâfirlerin kestikleri yenilmez. Kesenin nasıl kimse olduğunu araştırıp anlamak şart değildir. Besmele kasten terk edilirse, Hanefide haram, Şafiide helal olur.

Gayr-i müslimlerin çoğunlukta olduğu yerlerde, varsa Müslüman kasap aramalı. Bu kasaptaki eti, Müslümanın kestiğini niyet ederek, satın almalıdır. Sığır, koyun, tavuk gibi eti yenen hayvanların etlerini yemek helal olması için, İslâmiyete uygun kesilmeleri lazımdır. Yani bir Müslümanın veya ehl-i kitabın kesmesi ve keserken Allah ismini söylemesi lazımdır. İslâmiyete uygun kesilmeyen hayvan leş olur. Bunun etini yemek ve satmak haram olur. Hayvan kesenlerin ve satan Müslümanların bunu iyi bilmeleri lazımdır. Et satın alırken, bunun nasıl kesildiğini sormak lazım değildir. Çünkü, Müslümana hüsn-i zan olunur.

***
Sual: Haram nedir? Haramdan kaçınmak mı ibadet yapmak mı önce gelmektedir? Mekruh ve müfsid neye denir?
Cevap: Harâm iki nev'dir: Biri, (Harâm li-aynihî) ve biri, (Harâm ligayrihî). Evvelkisi, kendisi haram olup, her zaman haramdır. Adam öldürmek, zina ve livata etmek, hamr ve alkollü içkiler içmek, kumar oynamak, hınzır eti yemek ve kadınların, kızların başı, kolları, bacakları açık sokağa çıkmaları böyledir. Bir kimse bu günahları işlerken, Besmele-i şerife dese veya helal itikat etse, yani Allahü teâlânın haram etmesine ehemmiyet vermese, kâfir olur. Amma, bunların haram olduğuna inanıp, Allahtan, azabından korkarak yapsa, kâfir olmaz. Fakat, Cehennem azabına lâyık olur.
Harâm li-gayrihî, kendisi haram değil ise de, haram yoldan elde edildiği için, haram olur. Bir kimse, bir kişinin bağına girip, sahibinin izini yokken, meyvesini koparıp yemek, ev eşyasını ve akçasını çalıp harcamak gibi. Bunları yapan kimse, yaparken Besmele dese yahut helaldir söylese, kâfir olmaz. Bir kimsede, bir arpa ağırlığında haksız olan mal varsa, yarın kıyamet gününde, cemaat ile kılınmış yediyüz rek'at, -kabul olunmuş- namazının sevabını, hazret-i Mevlâ bu kimseden alıverse gerektir. Haramın her iki kısmından kaçınmak, ibadet yapmaktan daha çok sevabdır.

Ve dahi mekruh, amelin sevabını gideren şeye derler. Mekruh dahi, iki nevdir: Kerâhet-i tahrîmiyye ve kerâhet-i tenzîhiyye.

Kerâhet-i tahrîmiyye, vacibin terkidir. Harama karîbdir [yakındır]. Kerâhet-i tenzîhiyye, sünnetin terkidir. Helale karîbdir. Kerâhet-i tahrîmiyye işleyen, eğer kast ile işlerse, asi ve günahkâr olur. Cehennem azabına lâyık olur. Namazda ise, o namazın iadesi vacib olur. Eğer sehv ile işlerse secde-i sehv yapar. İadesi sakıt olur. Kerâhet-i tenzîhiyyeyi işleyene azab olmaz. Lâkin, ısrar ederse, itaba ve sevaptan mahrum kalmağa müstahak olur. At etini ve kedi ve fare artığını yemek, şarap yapana üzüm satmak gibi.

Müfsid, amelleri, temelinden giderene denir. İmanı ve namazı, nikâhı ve haccı ve zekâtı, alış ve satışı bozmak gibi. (İslâm Ahlâkı s. 207)

Adaletle ihsanı karıştırmamalıdır

Sual: Müslüman çocukları, ana, babasından görerek, öğrenerek Müslüman oluyor. Kâfir çocukları ise, kâfir olarak yetiştirilip, Müslümanlıktan mahrum ediliyor. Böyle yetişenlerin Cehenneme gitmesi haksızlık olmaz mı?
Cevap: Bu konuda, Seyyit Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyuruyor ki:

"Adalet ile ihsanı karıştırmamalıdır. Allahü teâlâ, her memlekette yetişen kulları için, adaleti fazlası ile yapmıştır. Akıl ve baliğ olmadan ölen kâfir çocuklarını Cehenneme sokmayacaktır. Akıl ve baliğ olduktan sonra, Muhammed aleyhisselamın dinini duymadan ölen kâfirlere de azap yapmayacaktır. Bunlar, İslâm dinini, Cenneti, Cehennemi işittikten sonra, merak etmez, öğrenmezse, inat edip inanmazsa, o zaman azap göreceklerdir. Akıl ve baliğ olanlar, ana babanın, muhitin yapmış oldukları eski tesirlerin altında kalmaz. Eğer kalsaydı, İslâm memleketlerinde, İslâm terbiyesi altında yetişen yüz binlerle Müslüman evladı, İslâm düşmanlarının yalanlarına, aldanmaz, dinsiz hatta din düşmanı olmazdı.

Bunlar, akıl ve baliğ olduktan, hatta, hoca, hafız olduktan sonra, dinden çıkmakta, din düşmanı olmaktadırlar. Anasına, babasına, komşularına ve akrabasına, yobaz, gerici diyerek alay etmektedirler. Bu pek acı misaller, ana baba terbiyesinin tesirinin devamlı olmadığını açıkça göstermektedir. Bunun içindir ki, bugün dinden çıkmak, bütün dünyayı saran bir afet, feci bir akıntı hâlindedir.

Diğer taraftan, birçok kâfirlerin, ilim, fen adamlarının Müslüman olduğunu görüyoruz. Pek az olsa da, dinini değiştirmeyenlerin bulunması, ana terbiyesinin tesirinin, bazen de devamlı olduğunu gösteriyor denirse, bir çocuğun Müslüman evladı olması, İslâm terbiyesi ile yetişmesi, Allahü teâlânın bir ihsanıdır. Kâfir çocuklarına bu ihsanı yapmıyor. Fakat, kimseye ihsan yapmaya mecbur değildir. İhsan yapmamak zulüm olmaz.

Bakkaldan bir kilo pirinç alsak, tam bir kilo tartması adalettir. Noksan tartarsa zulüm olur. Biraz fazla verirse ihsan olur. Bu ihsanı istemek, kimsenin hakkı değildir. İşte, Allahü teâlânın İslâm terbiyesi ile yetiştirmesi, büyük ihsanıdır. Dilediğine ihsan eder. Kâfir çocuklarına bu ihsanı yapmaması zulüm olmaz. İhsan ettiği kimseler kâfir olursa, bunların cezası, azabı da, kat kat ziyade olacaktır."

***
Sual: Mezhepsiz ve bidat sahiplerine nasıl muamele etmeli, ne şekilde hareket etmelidir?
Cevap: Hindistan'ın büyük âlimlerinden Ahmed Rızâ hân Berilevî "rahmetullahi teâlâ aleyh", (Fetâvel-Haremeyn) ismindeki fetva kitabında buyuruyor ki:

Tirmüzî ve Ebû Dâvüd ve İbni Mâce, Nâfiden alarak bildiriyorlar ki, Abdullah ibni Ömer'e bir adam gelerek bir kimseden selam getirdi. Abdullah, buna, (O kimsenin bidat sahibi olduğunu işittim. Bidat sahibi ise, benden ona selam götürme) dedi. Hasen-i Basrî ve Muhammed ibni Sîrîn (Bidat sahipleri ile birlikte bulunmayınız!) dediler. Eyyûb-i Sahtiyânî diyor ki, Talak bin Habîb ile oturuyordum. Sa'îd bin Cübeyr yanımızdan geçti. Bana dönerek, (Onunla oturma! O, bidat sahibidir) dedi. Esmâ bin Ubeyd diyor ki, Ali ibni Sîrînin yanına bidat sahibi olan iki kişi gelerek, sana bir hadîs soracağız dediklerinde, hayır, sormayınız, dedi. Bir âyet soracağız dediklerinde, hayır, buradan gidiniz, yoksa ben giderim, dedi. Gittiler. Orada bulunanlar, Kur'ân-ı kerimden bir âyet üzerinde konuşsaydın ne olurdu, dediler. Onların âyet-i kerimeyi değiştirerek okumalarından ve bu değişikliğin kalbimde yer etmesinden korktum, dedi.

Selâm bin Ebî Muti' diyor ki, bidat sahibi bir kimse Eyyûba gelip, sana bir kelime soracağım dedikte, senden yarım kelime bile dinlemem, dedi. Bir kimse Sa'îd bin Cübeyre bir şey sordu. Cevap vermedi. Sebebi soruldukta, bidat sahibidir, onunla konuşulmaz, dedi. Ebû Cafer Muhammed Bâkır "radıyallahü teâlâ anh" diyor ki, (Münakaşa edenlerin yanında oturmayınız! Bunlar âyet-i kerimelere diledikleri gibi mana verirler). İmâm-ı Ahmed ibni Hacer-i Mekkî, (Mişkât) kitabının şerhinde, Abdullah ibni Ömer'in "radıyallahü teâlâ anh", benden selâm söylemeyiniz dediğini bildirirken, çünkü, bidat ehlinden kaçınmakla emir olunduk demektedir.

(Mirkat) kitabında, (Kaderiyye fırkasında olanlarla birlikte bulunmayınız!) hadîs-i şerifini bildirirken, çünkü, agyâr ile görüşmek, insanı helake, felakete sürükler, demektedir. (Şir'at-ül-islâm) kitabında diyor ki, selef-i sâlihîn "rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma'în", bidat ehli ile birlikte bulunmazdı. Çünkü, hadîs-i şerifte, (Bidat sahipleri ile birlikte bulunmayınız! Onların kötülükleri, uyuz hastalığı gibi bulaşıcıdır) buyuruldu. Hadîs-i şerifte, (Kaderiyye fırkasında olanlara selam vermeyiniz!

Hastalarını ziyaret etmeyiniz! Cenazesinde bulunmayınız! Onların sözlerini dinlemeyiniz! Onlara sert cevap veriniz! Hakaret ediniz!) buyuruldu. Bir hadîs-i şerifte, (Allahü teâlâ bidat sahibine sert cevap verenin kalbini imanla doldurur. Korkulu şeylerden korur. Bidat sahibine kıymet vermeyen kimseyi Allahü teâlâ kıyametin korkularından korur) buyuruldu. (İrşâd-üs-sâri şerhu sahih-il-Buhârî) kitabında diyor ki, bidat ehli olan kimsenin tevbe ettiği anlaşılmadıkça, ondan uzaklaşmak lâzımdır. (Fâideli Bilgiler s. 428)


***
Sual: (Zayıf hadîsle hüküm verilmez) diyerek hadîs-i şerifleri ve bu hadîs-i şeriften çıkarılan emir ve hükümleri yok etmeye çalışanlar dinde reformcular mıdır, maksatları dini yıkmak mıdır?
Cevap: Dinde reformcular, İslâmiyetin bir emrini yok etmek isteyince, son koz olarak hadîs-i şeriflere saldırıyorlar. Bu emrin dayandığı hadîs mevdudur diyorlar. Bu sözlerine de inandıramayacaklarını anlayınca, mevdu olmasa bile, zayıf hadîstir, zayıf hadîsle hüküm verilmez diyorlar. Mesela, erkeklerin altın yüzük takması, haramdır. Dinde reformcular, bunu bildiren hadîs zayıftır. Altın yüzük haram değildir diyorlar. Bu sözleri, kendilerini yalanlamaktadır. Çünkü, zayıf hadîs ile hüküm verilemeyeceğine göre, (Altın yüzük haramdır) hükmü çıkarılmış olan hadîsin sahih olması lâzım gelir. Doğrusu da budur. Ehl-i sünnet âlimleri, hadîs-i şerifleri incelerken, kılı kırk yarmışlar, mevdu hadîslerin hepsini elemişlerdir. Farzları, helal ve haramları, yalnız sahih ve meşhur hadîslerden çıkarmışlardır. İbni Melek "rahmetullahi aleyh", (Menâr şerhi) kitabında, (Zayıf olan hadîs ile vücûb sabit olmaz. Hadîs ve fıkıh âlimlerince, sahih olduğu anlaşılamayan bir hadîs ile amel olunmaz) diyerek, bu hakikati anlatmaktadır. İbni Âbidîn "rahmetullahi aleyh", (Dürr-ül-muhtâr) haşiyesinde abdesti anlatırken buyuruyor ki, (Müctehidin bildirdiği hükümlerin delillerini, senetlerini aramak, mukallide lâzım değildir).

Ehl-i sünnet âlimlerine saldıran ve fıkıh kitaplarına saygısız olan kimsenin mezhepsiz olduğu anlaşılır. Abdüllah bin Îsâ San'ânî "rahmetullahi aleyh" (Seyfülhindî fî ibâneti tarîkat-iş-şeyh-in-Necdî) kitabında, sahih hadîslere mevdu diyenlerin mezhepsiz olduklarını, Ehl-i sünneti yıkmağa uğraştıklarını vesikalarla ispat etmektedir. Bu kitabını 1218 [m. 1803] senesinde yazmıştır. Müderris seyyid Abdullah efendi "rahmetullahi aleyh" (İrsalülmekal) kitabında, hadîs-i şeriflere zayıftır, mevdudur gibi iftira edenlere cevap vermekte, bu yoldakilerin önderliğini yapan ibni Teymiyyeyi ve Şevkânîyi red etmektedir. (Fâideli Bilgiler s. 430)

Ölünceye kadar evim senin olsun demek

Sual: Sen ölünceye kadar evim senin olsun demek caiz mi? Yemeğe çağırılınca önümüze konan yemeği sahibinden izinsiz başkasına verebilir miyiz? Kerhen, zor ile hediye vermek sahih olur mu?
Cevap: 
(İhtiyâr)da diyor ki, (Ömri) denilen hibe caizdir. Yani, ömrün boyunca evim senin olsun deyince, öldükten sonra ev, sahibine, sahibi ölmüş ise, vârislerine geri verilir. (Rukbi) denilen hibe, tarafeyne göre bâtıldır. Yani, sen ölürsen benim olsun. Ben ölürsem senin olsun diyerek evini birisine vermek bâtıldır.

Her biri, ötekinin ölümünü terakkub ettiği, beklediği için, rukbi denilmiştir. Mülk edinmeği hatara, zarara talik etmek sahih değildir. Bir kimseye giyecek gönderilse, hediye olur. Kabzedince mülkü olur. Başkalarına verebilir. Bir kimseyi yemeğe çağırınca, önüne konan şey, hediye edilmiş olmaz, (ibaha), yemesine izin vermek olur. Ancak yediği mülkü olur. Ondan izin almadan, başkalarına veremez. (Fetâvâ-yı Bezzâziyye)de diyor ki, (Bunu sana hediye ettim dese, o da kabul ettim demeyip onun yanında alsa, yahut almayıp, kabul ettim dese sahih olur. Falancadaki alacağımı sana hediye ettim, ondan al derse caiz olur. Sana zekât verdim. Ondan al dese, caiz olmaz. Çünkü zekât ayn olan maldan verilir. [Bunun için, zekât olarak kâğıt para vermek caiz olmaz. Çünkü kâğıt paralar ayn olan mal değildir. Değerleri kadar mal ile değiştirilecek senetlerdir. Kâğıt paraların zekâtları altın verilir.]

Sana borcum olan mehrini bana hediye etmezsen, babanın evine hiç gidemezsin dese, zevcesi de hediye etse, sahih olmaz. Çünkü kerhen, zor ile hediye vermek sahih olmaz. Mehri zevcine hediye etmeği şarta bağlamak, mesela şu işi yaparsan mehrim sana helal olsun demek sahih değildir. (Fetâvâ-yı Feyziyye)de diyor ki, (Eğer diyerek şarta bağlanan hibe, bâtıl olur. Üzere diyerek şarta bağlanan hibe sahih olup, şartı mülayim ise sahih, muhalif ise bâtıl olur. Bir işi yapmasını şart ederse, hibe olmaz. Onu ecir yapmış olur). (Tam İlmihal s. 838)

Pazarlık yapmak sünnettir

Sual: Alışverişte pazarlık şart mıdır?
CEVAP
Şart değildir. İhtiyaç varsa pazarlık yapılır. Pazarlık sünnettir. Alışverişte Müslümanın aldanması caiz olmadığı gibi, aldatması da caiz değildir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:

(Müslümanı aldatan bizden değildir.) [İ. Rafiî]
(Bizi aldatan bizden değildir.) [Taberânî]
(Aldatan Cennete giremez.) [Tirmizî]

Fakirlerin malını fazla parayla almalı, onları sevindirmeli, fakat zenginden mal alırken aldanmak sevab değildir, kötüdür. Malı zayi etmektir. Mümkünse pazarlık edip ucuz almak lazımdır. Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin, her aldıklarında pazarlık eder, ucuz almaya uğraşırlardı. Kendilerine, (Bir günde birçok sadaka veriyorsunuz da, bir şey satın alırken niçin uzun pazarlık ederek yoruluyorsunuz?) dediklerinde, (Verdiklerimizi Allah rızası için veriyoruz. Ne kadar çok versek yine azdır, fakat alışverişte aldanmak, aklın ve malın noksan olmasındandır) buyururlardı. (Kimya-yı saadet)

Gemi vatan olmaz
Sual: Gemimiz Gölcük'te tamirde, ayrılış tarihimiz kesin bilinmiyor. Tamiri biter bitmez Mersin'e gitmeyi planladık. Mersin'de de, ne kadar kalacağımız belli değil, demirli olarak, belki bir ay, belki daha fazla kalabiliriz. Bu durumda namazları nasıl kılmak gerekir?
CEVAP
Gemi kaptanı veya başka yetkili, (Burada 15 günden fazla kalacağız) derse, karada mukim, gemide seferi olunur. Gemi vatan olmaz. Böyle söylemedikçe, hep seferi kılınır.

Vatan-ı ikamet
Sual: Pazar günleri Bursa'da kalmak niyetiyle 20 günlüğüne Fatih'ten Armutlu'ya giden kimse için, Armutlu vatan-ı ikamet olur mu?
CEVAP
Armutlu vatan-ı ikamet olmaz. Eğer geceleri Armutlu'da, gündüzleri Bursa'da kalmaya niyet ederse, Armutlu vatan-ı ikamet olur. Gece nerede kalacağına bakılır.

Yaş günü tertip etmek
Sual: Yaş gününü veya evlilik yıl dönümünü tebrik etmek ve hediyeleşmek caiz midir?
CEVAP
Böyle şeyler âdettir, zararlı değildir. Sevgiyi artırır. Bunlar yapılırken, günah olan bir şey yapmamaya dikkat edilirse mahzuru olmaz.

Helal kazanabilmek için, önce helali öğrenmek lazımdır


Sual: Farzlar sadece namaz, oruç gibi ibadetler midir? Çalışıp kazanmak da farz mıdır?
Cevap: 
Bu konuda, İmam-ı Gazalî hazretleri Kimya-i saadet kitabında buyuruyor ki:

"Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Helal kazanmak her Müslümana farzdır.) Helal kazanabilmek için, önce helali öğrenmek lazımdır. Müminun suresi 51. âyetinde mealen (Ey Peygamberlerim, helal ve temiz yiyiniz, bana lâyık ibadetler yapın) buyuruldu.

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Helal kazanmak her Müslümana farzdır.)

(Bir kimse hiç haram karıştırmadan kırk gün helal yerse, Allahü teâlâ onun kalbini nur ile doldurur. Kalbine, nehirler gibi hikmet akıtır. Dünya muhabbetini kalbinden giderir.) [Dünyalık kazanmak için çalışmak günah değildir. Dünyalık sevgisi, dünyaya gönül bağlamak günahtır.]

(Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır. Sonra ellerini kaldırıp dua ederler. Böyle dua nasıl kabul edilir?)

(Haram yiyenlerin ne farzları, ne de sünnetleri kabul olmaz.) [Yani sevabına kavuşamazlar.]
(On liralık elbisenin bir lirası haram olsa, o elbise ile kılınan namazlar kabul olmaz.)
(Haram ile beslenen vücudun ateşte yanması daha iyidir.)

(Malın helalden mi, haramdan mı geldiğini düşünmeyenler, Cehenneme neresinden atılırsa atılsınlar. Allahü teâlâ onlara acımayacaktır.)

(İbadet on kısımdır, dokuzu helal kazanmaktır.)
(Helal kazanmak için yorulup evine dönen kimse günahsız olarak yatar. Allahü teâlânın sevdiği kimse olarak kalkar.)

(Allahü teâlâ buyuruyor ki: Haramdan kaçınanlara hesap sormağa utanırım.)
(Bir dirhem faiz [almak ve vermek], otuz zinadan daha günahtır.)
(Haram maldan verilen sadaka kabul edilmez. Saklanırsa Cehenneme gidinceye kadar ona yolluk olur.)

Sa'd bin Ebi Vakkas radıyallahü anh, (Yâ Resulallah! Dua buyurun da, Allahü teâlâ benim her duamı kabul etsin) deyince cevaben, (Duanın kabul olması için helal lokma yiyin) buyuruldu.

Hazret-i Ebu Bekir radıyallahü anh, içtiği sütün helalden olmadığını anlayınca parmağını boğazına sokarak çıkardı. O kadar zahmetle çıkardı ki, ölüyor sandılar. Sonra (Yâ Rabbî, elimden geleni yaptım. Midemde ve damarlarımda kalan zerrelerden sana sığınırım!) diye yalvardı. Hazret-i Ömer radıyallahü anh da, Beyt-ül-mal'a ait zekat develerinin sütünden yanlışlıkla verilip içtiği zaman böyle yapmıştı." (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye s.607)

Alacaklı ile borçlu farklı söylerse


Sual: Fırıncıya malzemesini verip peynirli veya kıymalı pide yaptırıyoruz. Fırıncı, yanlışlıkla bizim için yaptığı pideleri başka müşterisine veriyor. Biz mesul oluyor muyuz? Bize de öteki müşteriye yaptığını veriyor. Borçlu ile alacaklı arasında anlaşmazlıklar oluyor. Alacaklı vermedin diye yemin ediyor, borçlu verdiğine dair yemin ediyor. Dinen hangisi esas alınır?
CEVAP
Borcunu ödeyenin ödediğine dair bir makbuz veya imzalı bir kâğıt almalı. Almadığı için alacaklının istediğini vermesi lazımdır.

Fırıncının verdiği pideyi almanızda bir mahzur olmaz.

Tam İlmihâl'de şöyle deniyor:
Terzi, ceket yerine pantolon dikse, kumaş sahibi, isterse pantolonu alır, isterse kumaşı ödetir. Boyacıya kumaş veren kimse, siyah istemiştim, sen mavi boyamışsın dese, boyacı da, mavi istemiştin dese, kumaş sahibinin sözü kabul olunur. Bunların ücreti verilmez. Kumaşı da öderler veya sahibi isterse yapılan şeyi alıp piyasaya göre işçilikten keser. (S. Ebediyye)

Mesbukun beşinci rekâta kalkması
Sual: İmam, yanılıp dördüncü rekâtta Ettehıyyatü'yü okuduktan sonra, beşinci rekâta kalksa, mesbuk da, imama uyarak kalksa namazı bozulmuş olur mu?
CEVAP
Evet, mesbuk olanın namazı bozulmuş olur. (Halebî-yi sagir)

Mesbuk olmayanlar, imamla beşinci ve altıncı rekâtı da kılsalar namazları sahih olur. Mesbuk olanın ise bozulur. Çünkü mesbuk farz kılarken nâfile kılana uymuş oluyor. Diğerleri farzı bitirmiş nâfile kılan imama uyarak nâfile kıldıkları için namazları bozulmuş olmuyor.

Eğer imam, dördüncü rekâta oturmadan kalksaydı, beşinci rekâtın secdesini yapmadan yanıldığını hatırlayıp teşehhüde otursaydı mesbukun namazı da sahih olurdu.

Karşı cinse benzemek
Sual: Kadınlara benzeyen erkekler ve erkeklere benzeyen kadınlar kötüleniyor. Ne yaparlarsa, karşı cinse benzemiş olurlar?
CEVAP
Kadınların kendilerini erkeklere benzetmesi demek, onlar gibi ceket, pantolon giyinmesi, onlar gibi saç tıraşı olmaları gibi şeylerdir. (Faideli bilgiler)

Erkeklerin kendilerini kadınlara benzetmesi de, kadınlar gibi küpe, kolye, bilezik takmak, kadınlara benzeyen hareketlerde bulunmak gibi şeylerdir

Faizden gelen para


Sual: Almanya'da yaşıyorum. Buradaki bazı hocalar, (Bankaların verdiği faizi yiyecek içecekte kullanmamalı, başka ihtiyaçlara vermeli) diyorlar. Bazı hocalar da, (Eğer bankaların verdiği faiz haramsa, nereye harcanırsa harcansın haram olur; helâl ise her şeye harcanabilir) diyorlar. Hangisi doğrudur?
CEVAP
Birinci hocalarınki yanlış, ikinci hocaların söyledikleri doğrudur. Yani haramdan gelen para, nereye harcanırsa harcansın yine haramdır. Ancak İslâmiyet'le idare edilmeyen Almanya gibi yerlerde bankaların verdiği faizin haram olmadığı Kuduri, Cevhere, Vikâye, Hindiyye, Mebsut, Dürr-ül Muhtar, Redd-ül Muhtar gibi muteber eserlerde yazılıdır. Bu hususta, sitemizdeki Faiz bahsinde geniş bilgi mevcuttur.

Ehl-i kitabın seçkin yeri
Sual: (Kur'an-ı kerimde, Ehl-i kitabın yani Yahudilerle Hristiyanların, diğer gayrimüslimlere göre daha seçkin yeri vardır. Bunun için, imamların, papaz ve hahamlarla diyalog kurarak bir araya gelmeleri, ateizme yani dinsizliğe karşı mücadele için iş birliği yapmaları farzdır) deniyor. Kâfirlerle nasıl bir iş birliği yapılabilir? Kur'anda, Ehl-i kitabın nasıl seçkin bir yeri vardır?
CEVAP
Kur'an-ı kerimde Ehl-i kitabın seçkin yerinden kasıt, onlar için seçilen yer denmek isteniyorsa, bu konuda bir âyet-i kerime meali:

(Elbette, Ehl-i kitabdan [Yahudi ve Hristiyan] olsun, müşriklerden olsun bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedî kalırlar. Onlar mahlûkların en kötüsüdür.) [Beyyine 6]

Demek ki Ehl-i kitab için Allahü teâlâ tarafından seçilen yer, Cehennemdir. Onlar için sıfat olarak da, kâfir ve mahlûkların en kötüsü tabirlerini seçmiştir. Dolayısıyla, adına Ehl-i kitab denilen kâfirlerle iş birliği içine girmek kadar tehlikeli ne olabilir?

Kur'an-ı kerimde, mahlûkların en kötüsü denirken, onlarla yakınlaşmanın ne faydası olacak? Yani kâfirlerle iş birliği yapıp, ateistleri Ehl-i kitap [Yahudi veya Hristiyan] yapmanın Müslümanlığa faydası ne? Bir hadis-i şerif:

(Beni duyup da, bana inanmayan Yahudi ve Hristiyanlar, muhakkak Cehenneme girecektir.) [Hâkim]
Yine din kitaplarında, (Ehl-i kitabın hepsi kâfirdir) buyuruluyor. (Fetava-i Hindiyye)

Haksız rekabet olur mu?

Sual: Bir Yahudi, çömlekçi bir Müslümanın karşısına bir çömlekçi dükkânı açar. Müslüman çömlekçiden daha ucuz etiket yapıştırır. Müslümanlar Yahudi’den almaya başlayınca, Müslüman da daha aşağı indirir, fakat Yahudi alış fiyatından da aşağı fiyatla yani zararına satar. Müslüman, Yahudi’yle başa çıkamayınca dükkânı kapatmak zorunda kalır. Meydan Yahudi’ye kalınca tekrar fiyatları yükseltip zararını kapatır. Bizim de bu taktiği uygulayarak rakiplerimizi alaşağı etmemiz haksız rekabete girer mi?
CEVAP
Evet, bu haksız rekabete girer. Aşağıdaki menkıbedeki durum, buna benziyorsa da, haksız rekabet değildir, çünkü bunda maddi kâr düşünülmüyor:

Medine’de bir Yahudi’nin ağzı kapalı bir su kuyusu vardı. Suyu gayet tatlıydı. Suyunu satardı. Resulullah, (Rume Kuyusu'nu kim satın alır, Müslümanlara sebil olarak verirse Cenneti kazanmış olur) buyurdu. Hazret-i Osman, kuyunun yarısını aldı. Nöbet yoluyla bir gün Hazret-i Osman’ın olacak, bir gün Yahudi’nin olacaktı. Hazret-i Osman nöbetini sebil olarak dağıttı. Yahudi ücretle satardı. Müslümanlar da hazret-i Osman’ın nöbeti gelince, iki günlük su alırlardı. Yahudi’nin nöbetinde uğramazlardı. Yahudi’nin pazarı kesada uğrayınca, diğer yarısını da satmak istedi. Önceki yarısını Yahudi’den 12 bin dirheme almıştı. Bunu da 8 bin dirheme aldı. Tamamını sebil etti. (Menakıb-i Çihar Yar-i Güzin)

Gusülde niyet şart mı?
Sual: Cuma günü yıkanıp camiye giden, cuma namazından sonra, geceleyin ihtilam olduğunu hatırlasa, yıkanırken cünüplükten temizlenmeye niyet etmediği için, cünüplükten temizlenmiş olmaz mı?
CEVAP
Hanefî mezhebinde, niyet etmeyen de, ağzına, burnuna su vererek yıkanınca veya denize dalıp çıkınca cünüplükten temizlenmiş olur. Çünkü Hanefî'de gusülde niyet farz değildir. Ama niyet edilmezse, cünüplükten temizlenmiş olunursa da, farz olan gusül sevabına kavuşulamaz. Çünkü niyetsiz yapılan işe sevab verilmez. (İbni Âbidin)
Diğer üç mezhepte ise, gusülde cünüplükten temizlenmeye niyet farzdır. Mâlikî’yi taklit edenin de niyet etmesi gerekir.

Atılan mal
Sual: Çöpe veya sokağa atılan, az çok değerli bir mal, bulunmuş mal hükmünde midir? Herkes kullanabilir mi?
CEVAP
Bunlar, bulunmuş mal hükmünde değildir. O, atılmış maldır. Atılan malı, zengin fakir, herkes alıp kullanabilir. Bulunan malı ise, fakire vermek gerekir.

Helal ve haram rızık

Sual: Rızık nedir? Haram olan şeyler de rızka dâhil midir?
CEVAP
Yiyip içilen, kullanılan ve faydası görülen şeylerin hepsi rızıktır. Yiyip içilmezse, kullanılmazsa ve faydası görülmezse, bizim malımız ve mülkümüz olsa da rızka dâhil değildir. Diyelim ki, iki ekmek aldık, birini yedik, birini yemeden öldük. Sadece yediğimiz rızıktır. Bir ev satın aldık, içinde oturmadık veya kiraya verip parasını almadık, hatta parasını alsak bile, o parayı harcayıp faydalanmadıysak, o bizim rızkımız değildir.

Rızık denince genelde yiyecek şeyler anlaşılır. Ev, giyim eşyası, kullandığımız ve faydalandığımız her mal rızıktır. Hatta haramdan kazanılsa bile rızıktır.

Aklı esas alan Mutezile sapık fırkası, (Haram şey rızık değildir) demişse de, Ehl-i sünnet âlimleri, (Helal da, haram da rızıktır) buyuruyor. Bir hadis-i şerif şöyledir:

(Elbette, hiçbir kul, takdir edilen rızkına kavuşmadıkça ölmez. O halde rızkınızı ararken güzel bir yol tutun, helali alın, haramdan kaçın!) [Hâkim]

Hancı yolcu
Sual: (Dünya han, insanlar yolcu ve Allah hancı) demek; bir de, koyunları insana, ağılı dünyaya, çobanı da Allah’a benzetmek caiz midir?
CEVAP
Dünyayı hana, insanları yolcuya benzetmek normaldir. Koyunları insana, ağılı dünyaya benzetmek de normaldir, fakat çobanı ve hancıyı Allahü teâlâya benzetmek hoş değildir. Bir insana bile çoban dense alınır. Dinimizin bildirdiği isimleri söylemelidir. Allahü teâlânın bin bir ismi varken, benzetmelerden uzak durmalıdır. Birgivi Vasiyetnamesi şerhinde, Allah’ın isimlerinin tevkifî olduğu, yani dinin bildirdiği isimleri söylemek gerektiği bildirilmektedir.

Felçli çocuğa dua
Sual: Felçli çocuğumuzu doktora götürdük, bir netice alamadık. Ne yapmak gerekir?
CEVAP
Daha başka doktorlara götürmeli. Her şey Allahü teâlâdandır. Ondan gelene sabretmekten başka çare yoktur. Allahü teâlâ, sabredenlerle beraberdir. Sabredenlerin gideceği yer Cennettir. Şifa âyetlerini de kullanmak iyi olur. Birçok hastalığa şifa verdiği tecrübelerle sabit olmuştur. Âyât-ı hırzı okumak da faydalıdır.

Faizli alışverişlere dikkat

Sual: Faiz olabilecek alışverişlere birkaç örnek verebilir misiniz?
CEVAP
Alışverişte faiz, genelde ağırlık veya hacimle ölçülen bir cinsten olan malların birbirleriyle takas edilmelerinde oluyor. Faiz olan ve olmayan alışverişlere bazı örnekler verelim:

Faiz olur: Bir teneke buğdayı, bir teneke buğdaya veresiye satmak faiz olur. Buğdaylardan birinin kaliteli, ötekinin kalitesiz olması fark etmez. Biri bir tenekeden az veya fazla olursa peşin satmak da faiz olur.
Faiz olmaz: İki şarttan biri bulunup biri bulunmazsa, farklı miktarda peşin satmak caiz olup, eşit miktarda olsalar da, veresiye satmak yine faiz olur. Bir teneke buğdayı, iki teneke arpaya peşin satmak caiz olur. Beş yumurtayı altı yumurtaya peşin satmak caiz olur. Para bozdurmak, mesela 100 lira verip iki 50 lira almak caiz olur.

Faiz olur: Beş metre basmayı, beş metre basmaya veresiye satmak faiz olur. Üç yumurtayı, veresiye üç yumurtaya satmak da faiz olur. Bozdurmak için 100 lira verilse, bozan kimse de, 50 lirasını şimdi verse, diğer 50 lirasını veresiye verse faiz olur.
Faiz olmaz: Yarım altın verip, yarım altın ağırlığında iki çeyrek verilse satış caiz olur. Altın ve gümüş, ağırlıkla ölçülür. Basılı altın liraların ağırlığı belli olduğu için, bunları sayı ile de kullanmak caiz olur. Ancak kullanırken, ağırlıklarını düşünmek gerekir.

Faiz olur: 5 gram 18 ayar altını, 4 gram 22 ayar altına satmak faiz olur.
Faiz olmaz: Kâğıt parayla altını, peşin de, veresiye de, satın almak faiz olmaz.

Faiz olur: Altın ve gümüşü, ayrılmadan önce almak ve vermek şarttır. Yani birbirinin eline vermek gerekir. Ayrıldıktan bir iki dakika sonra verse, satış sahih olmaz.
Faiz olmaz: (Bu bir teneke buğdayı, bir teneke tohumluk buğdaya sattım. Bu bir teneke buğdayı, bir teneke taze arpaya sattım) diyerek sözleşmek caiz olur. Fakat sözleşme yerinden ayrılmadan, tohumluk buğdayı veya taze arpayı teslim almak gerekir.

Faiz olur: Altın ve gümüşten başka madenlerde, sanat, işçilik farkı olabilir. Bir bakır semaveri, daha ağır bakır semaver karşılığı satmak caiz olur. Çünkü altından ve gümüşten başka madenler, üzerinde işleme yapıldığından, sanat yönüyle, ağırlık ölçüsünden çıkıp, tane ile veya götürü usulüyle satılabilir. Fakat bunları ağırlıkla satmak âdet olan yerlerde, ağırlık farkı yine faiz olur.
Faiz olmaz: Eski bakırı, yeni bakırla aynı ağırlıkta ve peşin değişmek caiz olur. Yeni bakır hafifse, bununla az miktar başka mal veya para da, peşin verilince caiz olur, faiz olmaz.

Faiz olur: Buğdayı buğdaya peşin satarken, birinin hacmi fazla olursa faiz olur. Hacimleri eşit, fakat biri veresiye ise yine faiz olur.
Faiz olmaz: Arpayı buğdaya satarken, hacimleri aynı olsa da veresiye satmak faiz olup, hacimleri farklı olsa da, her ikisi peşin caizdir.

Faiz olur: Ağırlıkları eşit, fakat biri veresiye ise, faiz olur. Ağırlık veya hacimleri eşit olmayan peşin satışta, faizden kurtulmak için, ağırlık veya hacmi az olan malın yanına, aynı cinsten olmayan, başka az bir şey de ilave edip, iki şey bir arada iken, pazarlıkla alınmalı. Böylece faiz olmasa da, ilave edilen şeyin kıymeti azsa, tahrimen mekruh olur.
Faiz olmaz: Birkaç kimse arasında müşterek olan, ölçek veya ağırlıkla ölçülen bir malı, ölçmeden paylaşmak faiz olur. Fakat, her biri diğerlerine bir defter, ikincisi bir mendil, kalem gibi şeyler de verip helâlleşilirse caiz olur. Vermeden helâlleşmekle caiz olmaz. Mesela üç kişinin on kilo kadar ortak buğdayları olsa, yaklaşık üçe bölseler faiz olur. Göz kararıyla böldükten sonra, birinci ortak ikinci ortağa bir kalem verse, ikinci ortak üçüncüye bir mendil verse caiz olur.

Faiz olur: Ağırlıkla ve kile ile ölçülen ve ölçülmeyen her şey, kendi cinsiyle veresiye satılınca, miktarı aynı olsa da faiz olur.
Faiz olmaz: Maddeleri veya kullanış yerleri aynı olmayan veya insanlar tarafından sıfatları değiştirilen şeyler, aynı cinsten değildir. Mesela elma sirkesi ile üzüm sirkesi, koyun etiyle sığır eti, buğdayla ekmek aynı cinsten değildir.

Faiz olur: Miktarları eşit olsa da, hacimle veya ağırlıkla ölçülen bir şeyi, kendi cinsi karşılığı, ölçmeden toptan satmak faiz olur. Çünkü böyle şeylerin satışında, söz kesilirken, ölçülerek, miktarlarının aynı olduğunu bilmek, alışverişin sahih olması için, şarttır.
Faiz olmaz: İmam-ı Muhammed’e göre, ekmeği taneyle ve ağırlıkla ödünç vermek faiz olmaz.

Faiz olur: Buğdayı, buğday ununa aynı hacimde de satmak faiz olur. Çünkü buğdaydan, aynı hacimde un hâsıl olmaz.
Faiz olmaz: Unu ve buğdayı, ekmeğe satmak faiz olmaz. Çünkü ekmek, başka cinsten olmuştur ve sayı ile ölçülür.

Faiz olur: Hacimle veya ağırlıkla ölçülen bir malı, ölçmeden ödünç vermek veya almak faiz olur. Ödünç verilen şey, hediye olarak verilirse, böyle bir tehlike olmaz.
Faiz olmaz: Susam, zeytin gibi yağ çıkarılan cisimler, kendi yağları karşılığı satıldığı zaman, yağ, cisimdeki yağ miktarından fazlaysa caizdir ve yağın aynı miktarı yağ karşılığı olup, fazlası posa karşılığı olur. Fazla değilse, az veya eşitse veya belli değilse faiz olur.

Faiz olur: Bir malı, on liraya satıp, müşteriye teslim ettikten sonra, parayı teslim almadan, malı müşteriden, dokuz liraya geri satın almak faiz olur. Parayı tamam alınca, satın alabilir. Bir malı sattıktan sonra, parasının hepsini tamam teslim almadan, o malla birlikte başka bir şeyi, aynı fiyatla geri satın almak faiz olur.
Faiz olmaz: İki kişinin kirada ortak bir evi olsa, kirasını her ay bölüşseler faiz olmaz. Fakat bir ay biri, diğer ay biri alsa faiz olur.

Faiz olur: İki kişinin ortak bir ineği olsa, sütü bir gün biri, bir gün diğeri sağsa faiz olur. Her gün çıkan sütü paylaşmaları gerekir. İki kişi, mesela bir otomobili, arabayı her biri kullanmak üzere, belli bir zaman için değişseler faiz olur.

Alışverişte yemin etmek

Sual: Pazarcılıkta yemin edince, bir güven meydana geliyor. Satış daha çok oluyor. Doğru olarak yemin etmenin mahzuru var mıdır?
CEVAP
Doğru da olsa, çok yemin etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemine kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermeyerek yemin etmek, çok çirkindir. Mal satmak için Allah’ın ismini alet etmemelidir. İki hadis-i şerif:
(Satışlarda çok yemin etmekten sakının! Çok kazansanız da, perişan olursunuz.) [Müslim]

(Yemin, malı sattırırsa da, malın bereketini kaldırır.) [Buhârî, Müslim]

Demek ki çok kazanmak değil, malın bereketli olması önemlidir. Bereket, az malın çok faydası olması, çok işe yaraması demektir. Hele yalan yere yemin edilirse ve hile yapılırsa daha çok tehlikelidir. İki hadis-i şerif:
(Malını yalan yeminle satan kimseye, âhirette acı azap vardır.) [Müslim]

(Ticarete hıyanet karışınca, bereket gider.) [İhya]
Tartıda hile yapmak da büyük günahtır. Bir âyet-i kerime meali:
(Verirken noksan, alırken fazla ölçenlere acı azaplar yapacağım.) [Mutaffifin 1]

 Haramlara uymak, dinimizin bildirdiği şekilde, o haramlardan kaçmak demektir

Harama uymak ne demektir?
Sual: S. Ebediyye’de, (Erkek veya kadının her sözünde, her işinde, Allahü teâlânın emirlerine, yani farzlara ve yasak ettiklerine [haramlara] uyması lazımdır) deniyor. Farza uymak elbette şarttır, fakat niye yasaklara, harama uymak gerekiyor? Harama uyunca haram işlenmiş olmaz mı?
CEVAP
Uymak, o işin gereğini yapmak, verilen emir ve yasağa riayet etmek demektir. Farzlara uymak, dinimizin bildirdiği şekilde, o farzları yapmak demektir. Haramlara uymak da, dinimizin bildirdiği şekilde, o haramlardan kaçmak demektir. Yasak emrine uyulunca yasaktan sakınmak gerekir.

Şâfiî'de nikâh tazelemek
Sual: (Şâfiî mezhebinde nikâh tazelemesi yoktur) deniliyor. Şâfiî'de insan küfre düşmez mi? Nikâhını yenilemezse nikâhsız mı duracaktır?
CEVAP
Şâfiî'de de nikâh tazelemesi vardır. Şâfiî'de nikâh kıymak, Hanefî'den farklı olduğu gibi, nikâh tazelemek de farklıdır. Farklı diye, (Nikâh tazelemek yok) denmez. Nikâh tazelemek, yeniden nikâh kıymak demektir. Şâfiî'de nikâh, Hanefî'dekinden farklıdır. Dine aykırı bir iş yaparak veya söz söyleyerek küfre düşen Hanefî, tevbe edip tecdid-i iman yaptıktan sonra hanımından vekâlet alarak, hanımını tanıyan iki erkek şahit yanında nikâh tazeleyebilir. Yahut o iki şahidin yanında, (Öteden beri, nikâhlım olan hanımımı, onun tarafından vekâleten ve tarafımdan asaleten kendime nikâh ettim) derse nikâhı tazelenmiş olur. Şâfiî’de ise, kadın kocasına, nikâh tazelemek için vekâlet veremez. Nikâh tazelemede, erkeğin kayınpederinin yani karısının babasının bulunması şarttır. İki salih erkek yanında nikâhını tazeleyebilir. Yani nikâh kıyabilir.

Güneş doğmaz
İşlerin ters giderse, gurbet çıkar önüne,
Her yer karanlık olur, güneş doğmaz gününe.

Kitap hediye etmek mi, satmak mı?

Sual: Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını satmak, hediye etmekten daha mı iyi olur?
CEVAP
Hayır, (Satmak daha iyidir) denmez. Din kitaplarını, üstüne kâr koyarak satmak zaten caiz olmaz, ancak maliyetini ve satarken yapacağı masrafları karşılayacak kadar cüz’i bir kâr koyabilir.

Maliyetinden daha düşük fiyata, zararına yani çok ucuza bile satılsa, satın alan kimse, hiç olmazsa para verdim diyerek kitabı okuyabilir. Bedava alınca kıymeti pek bilinmeyebilir. Bu bakımlardan, hediye etmek yerine ucuza satmak daha iyi olabilir, fakat hediye etme imkânı olunca da, satmak daha iyi diye düşünmeden hediye etmeli, bu sevabdan mahrum kalmamalı.

Hediye edilse de, kârsız veya çok düşük kârla satılsa da, bu kitapların dağıtılmasına sebep olmak çok sevabdır. Hangisinin daha uygun olacağı, o anki duruma göre değişebilir.

Nişan yüzüğü
Sual: (Nişan yüzüğü, ziynet yani süs olarak değil, nişanlı veya evli olmanın alameti olarak takıldığı için, erkeklerin altın nişan yüzüğü takmalarında ve kadınların da nişan yüzüğü takılı olarak dışarı çıkmalarında bir sakınca yoktur) demek yanlış değil mi?
CEVAP
Elbette, çok yanlıştır. İyi niyetle günah mubah hâle gelmez. Kâfir kız, (Benimle dans edersen Müslüman olurum) dese, Müslümanın, iyi niyetle onunla dans etmesi veya başka günah işlemesi caiz olmaz. İyi niyeti geçersiz, günahı geçerlidir. (Ameller niyete göredir) hadis-i şerifi, taat ve mubahlara niyete göre sevab verileceğini bildirmektedir. Günahlar, iyi niyetle de işlense, günah olmaktan çıkmaz.

İkincisi, dinde, nişan yüzüğü diye bir şey yoktur. Âdet olduğu için takılıyor. Mubahı varken haram olan altın takılamaz. Mutlaka altın takmak gereken bir durum varsa, gümüş yüzüğü altınla kaplayıp kullanmak da caizdir. Gören altın sanabilir, bunun mahzuru olmaz. Kadınlar için altın caizse de, dışarıda ve yabancı erkeklerin göreceği yerlerde takmaları haram olur. Evli olanın, evli olduğunu belirtecek bir işarete gerek yoktur.

Cennette sakal yoktur
Sual: Cennette saç ve sakal tıraşı var mı?
CEVAP
Cennette ibadet etmek olmadığı gibi, sıkıntı verecek herhangi bir iş de yoktur. Orada herkes sakalsızdır. Sakal çıkmaz. Saçlar ise, kendi istediğimiz şekilde olur.

Zekât kimlere verilir? Zekât verip alırken nelere dikkat edilmeli?

Zekât verip alırken şunlara dikkat etmeli:
1- Gayrimüslime zekât verilmez.
2- Zekât verilecek kimseyi araştırmak gerekir, zan üzerine zekât verilmez. Zengine, ana baba, evlat gibi yakına veya Müslüman olmayana zekât vermek sahih değildir. Ancak zekât verilecek kimseyi araştırarak zekâtını verdikten sonra, bunun zengin veya zekât verilmesi caiz olmayan biri olduğu anlaşılsa zararı olmaz. Yani zekâtı sahihtir. Araştırıp verdiği için tekrar vermesi gerekmez.
3- Zekâtta salih akrabayı tercih etmeli, çünkü zekâtı, salih olan fakir akrabaya vermek daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekâtı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu. Yani zekât borcundan kurtulursa da, zekâttan hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz.
4- Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalı. Borçsuz fakire nisap miktarı yani 96 gram altın veya daha çok zekât vermek, mekruh olur. 10 gr altın borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz.
5- Zekât verirken, zekât demek gerekmez, hediye dense de caizdir.

Zekâtta salih akrabayı tercih etmeli, çünkü zekâtı, salih olan fakir akrabaya vermek daha sevabdır.

6- Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır, fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı mümkünse, salih olan muhtaçlara vermeli.
7- Fakire zekât için altın verip, tekrar onu ucuza satın almak mekruhtur.
8- Fakirdeki alacağını zekâta saymak caiz olmaz. Fakirde alacağı olan zengin, fakire borç senedini verip, (Alacağımı zekât olarak sana verdim. Sen de borcuna karşılık kabul et) dese, fakir de kabul etse, zengin zekâtını vermiş olmaz, çünkü zekât, borç senedi vermekle, razı olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle verilmiş olur. Bu zenginin, zekâtını fakire vermesi, fakirin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi gerekir.
9- Fakirde alacağı olan, fakirin, borcunu vereceğine güvenemiyorsa, güvendiği birini fakire gösterip, (Zekâtını almak ve borcunu ödemek için, bunu vekil yap) der. Zekâtı bu vekile verir. Vekil de, zengine geri vererek, fakirin borcunu öder. Böylece hem zekât dine uygun verilmiş, hem de, fakirin borcu ödenmiş olur. (Dürr-i yekta, Mizan-ı kübra)
10- Ev kirasını ödeyemeyen fakir kiracıya, mal sahibi, kirayı almadan bağışlasa, bu para zekât yerine geçmez, sadaka olur. (Redd-ül-muhtar)

Sual: Zekât kimlere verilir?
CEVAP
Maddeler hâlinde bildirelim:
1- Ana babaya, dedeye, büyükanneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekât verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, kardeş, hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekât verilir. Eğer salih iseler, yakın akrabaya zekât vermek, daha çok sevab olur.
2- Kadın, dinen fakir olan kocasına İmameyn’e göre zekât verir. Kocası maddî sıkıntı içinde ise, bu kavle uymakta mahzur olmaz.
3- Hayır kurumlarına zekât verilmez. Müctehid imamların hiçbiri, (Hayır kurumlarına zekât verilir) dememiş ve bu konuda icma hâsıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin ve hele günümüzdeki türedilerin sözleri, icma’ı bozamaz. Demek ki, bugün hakiki bir âlim bile çıksa, kurumlara zekât verilmesine fetva verse, icma’ı bozamayacağı için fetvası geçersiz olur. Zaten hakiki âlim de, icma’ı bozucu fetva vermez.

Çocuğa, deliye verilecek zekât, babasına veya velisine yahut vasisine verilir.

Öğrenci yurtlarına veya vakıflara zekât verebilmek için, bu kurumların bir yetkilisi, bir fakirden vekâlet alır. Fakir, kurumdaki yetkili şahsa vekâlet verirken, (Benim adıma zekât almaya ve aldığın zekâtı dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Yahut sadece (Seni zekât almaya umumi vekil ettim) demesi de kâfidir. O zaman vekil, aldığı zekâtı, talebelerin veya kurumun ihtiyaçlarına sarf edebilir. Böylece dine uyulmuş, zekât da dine uygun olarak verilmiş olur.
4- Hadis-i şerifte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek caizdir) buyuruldu. Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar yani işi, mesleği bu olanlar, dinen zengin olsalar da, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. (Dürr-ül-muhtar)
5- Babası zenginse, küçük çocuğuna zekât verilmez. Babası fakirse, fakir olan küçük çocuğa zekât verilir. Deliye de, fakirse zekât verilir. Çocuğa, deliye verilecek zekât, babasına veya velisine yahut vasisine verilir. Zenginin küçük oğluna, fakir olsa da zekât verilmez, ama zenginin büyük çocuğuna, zenginin hanımına veya zenginin babasına fakirseler verilebilir. Burada büyük demek âkıl baliğ olmuş demektir. Küçük ise, henüz âkıl baliğ olmayana denir.
6- Peygamber efendimizin soyundan gelen seyyidlere ve şeriflere eskiden zekât verilmezdi. Günümüzde, bunlara da zekât verilir. (Dürr-i Yekta)

Tütsü yakmak

Sual: (Tütsü yakmak bâtıl bir inançtır. Tütsü son 15 yıldır bizim ülkemizde yaygınlaştı. Budizm inancında vardır. Ayrıca, tütsü yakılan eve cinler musallat olur) diyenler oluyor. Bunlar doğru mudur?
CEVAP
Tütsü yakmakla cinler musallat olmaz. Böyle söylemek hurafedir. Tütsülemek, kötü kokuyu yok etmek için yapılır. Budistler de yapsa, tütsü yakmak günah olmaz. Din kitaplarımızda deniyor ki:

Nazar değen çocuklara tütsü yapmak caizdir. (Fetava-i Hindiyye)

Cenaze, örtülü olarak, tütsülenerek yıkanır. (Redd-ül-muhtar)

Nimet-i İslam kitabında da, cenazeyi tütsülemenin müstehab olduğu yazılıdır.

Bu konudaki birkaç hadis-i şerif de şöyledir:

Tütsülemek, kötü kokuyu yok etmek için yapılır. Budistler de yapsa, tütsü yakmak günah olmaz.

(Mescid kapılarının önünde temizlik yerleri yapın! Cuma günleri böyle yerleri tütsüleyin!) [İbni Mace, Taberanî]

(Oruçlu ziyaretçinin hediyesi sakalına koku sürünmek, elbisesini tütsülemektir.) [Beyhekî]

(Meleklerin hediyeleri, camilere tütsü koymaktır.) [Ebu-ş-şeyh]

Resulullah öd ağacıyla tütsülenir, ona bazen kâfur da katardı. (Müslim)

Ebu Davud’daki bir hadis-i şerifte de, hazret-i Fatıma’nın tütsü yaptığı bildiriliyor.

Kadınların camiye gitmesi
Sual: Sitede, kadınların cemaatle namaz kılmak için camiye gitmelerinin uygun olmadığını İbni Âbidin’den alarak bildiriyorsunuz. Başka kitaplarda da bu husus var mıdır?
CEVAP
Vardır. Mesela Fetava-i Hindiyye’de deniyor ki: Kadınların cemaate gelmeleri mekruhtur. (Yaşlı kadınların, sabah, akşam ve yatsı namazına gelmeleri caizdir) diye fetva verilmişse de, zamanımızda fitne, fesat arttığı için, kadınların, artık bütün namazlara gelmeleri mekruhtur. Tebyin’de de böyle bildirilmiştir. (İmamlık bahsi)

Rahmi alınan kadın
Sual: Rahmi tamamen alınan kadından hayz kanı gelir mi?
CEVAP
Hayır, gelmez. Doktorlar, rahmin tamamı alınırsa, kan gelmeyeceğini bildiriyorlar. Eğer kan geliyorsa, başka bir hastalıktan olur.

Oruçta niyet
Sual: Kaza veya nafile oruçlarda, perşembe günü oruç tutup da, cuma günü de oruç tutmak isteyen, nasıl niyet ederse daha çok sevab alır?
CEVAP
Perşembe günü oruç tutup da, cuma günü de oruç tutmak isteyen, cuma günü oruç tutmak müstehab diyen âlimlere de uymayı düşünürse daha iyi olur.